İnsan Nasıl Öğrenir? Bizi Şekillendiren 4 Temel Kaynak ve Yaşam Tecrübesi

İnsan nasıl öğrenir? Bir insana bildiklerini öğreten şey(ler) nelerdir? Bu her insanda farklılık göstermekte olup bu yazı tamamen benim tecrübe ve gözlemlerim aracılığıyla yazılmıştır.

Öğrenmek Nedir?

Öğrenmek, TDK’ye göre kelime anlamı olarak: bilgi edinmek ve haber almak anlamına gelmektedir. Ancak biz bugün bilgi edinme kısmı için konuşacağız.

Bir İnsana Bildiklerini Ne Öğretir? (Öğrenme Kaynakları)

Benim kendi gözlemim ve hayat tecrübemle, bugüne kadar öğrendiğim her şeyi şu şekilde ayırabilirim:
  • %1 Okul
  • %24 Çevre
  • %25 Hayatın Olağan Akışı
  • %50 Ben, Kendim
Yukarıda belirtmiş olduğum bu oranlar benim hayatım boyunca öğrendiğim, beni ben yapan bilgileri elde ettiğim kaynaklar. Açık konuşmak gerekirse eğitim sistemimizden kaynaklı olarak da oluşan bu öğrenme adlı öğrenememe programının benim hayatımdaki yeri sadece %1, evet düz bir.

%1 Okul ve Müfredat

Okul derken öğretmenler veya arkadaşlar bu yüzdelik kısmın içinde yer almıyor. Onları bir üst basamak olan çevre bazında değerlendirdim. Okul, yani %1’lik kısım sadece ders kitapları, müfredat vb. şeylerden oluşmakta. Ne yazık ki ders kitaplarının ve saçma seminerlerin hayatıma tek katkısı %1. O da matematik, edebiyat ve Türkçeden ibaret. Hiçbir şey bilmeyen birisi için okulun ona katkısı %100 olabilir. Ama bir şeyler öğrenmeye başladıktan sonra okulun bir insana tek katkısı bir şeyleri nasıl öğreneceğini öğretmektir.

%24 Çevre ve Sosyal İlişkilerin Öğrenmeye Etkisi

Evet, belki de hayatımızın en önemli kısımlarından birindeyiz. Evet, bu söylediklerim oranımızla çelişiyor. Madem bu kadar önemli, neden %24 diyebilirsiniz. Ama bazen değerli gözüken şeyler düşündüğünüz kadar değerli olmayabilir. Çevre de onlardan birisi.
Jenkins, Dowsett ve Burton (2018), hatırlama ve yüz tanıma ölçümlerini birleştirdikleri çalışmalarında, insanların ortalama olarak yaklaşık 5.000 farklı yüzü tanıdığını bildirmiştir. Bununla birlikte bu bulgu, kişinin yaşamı boyunca karşılaştığı toplam insan sayısını değil, tanıdığı/yüzünü ayırt edebildiği kişi sayısını ifade eder.
Bu 5.000 kişiden sadece 150 kişiyle sağlıklı, sürdürülebilir sosyal bir ilişkimiz olurmuş. Sohbet edebileceğimiz insan sayısı ise 500. 1.500 kişinin ise ismini hatırlıyormuşuz. Tabii bunlar ne kadar doğrudur bilinmez. Ekstra olarak:
Bir insanın yaşamı boyunca en az bir kez görüp konuştuğu veya tanıştığı benzersiz kişi sayısına ilişkin, akademik olarak yerleşik ve genellenebilir bir ortalama bulunmamaktadır. Mevcut araştırmalar daha çok bireylerin tanıdığı yüz sayısını ya da sürdürebildiği sosyal ilişkilerin büyüklüğünü ölçmektedir. Bu yüzden çok fazla bir kaynak bulamadım. Kendi tahmin ve görüşlerim üzerinden devam edeceğim. 
Bugüne dek hayatıma birçok insan girdi. Bunlar arasında madde bağımlıları, satıcıları, serserileri, çetecileri, işinde ve gücünde olanları, aile babaları vb. birçok insan oldu. Hayatım boyunca çoğunlukla yaşıtlarımdan ziyade kendimden büyük insanlarla takıldım, takılmayı seçtim. Bence bu en iyi seçimdi. Bu insanlar arasında benimle yaşıt torunları olanlar dahi vardı. Bir ortamın en küçüğü olmak hem en tecrübesiz, hem de en sevilen olmayı beraberinde getiriyor sanırım. Hep sevildim ve kollandım. Yanlışlarım gösterildi, gösterilmekle kalmadı ve nasıl düzeltebileceğim de bununla birlikte sunuldu. Bin bir çeşit hayat hikayesi dinledim. Her birinden farklı bir şey kazandım. Yaşıtlarım mı? Onların bana kattığı tek şey neden onlar gibi olmamam gerektiğiydi. Hiç haz etmedim. Hep olduğumdan büyük düşünüyordum. Ya da öyle düşündüm. Emin değilim.
Sorun bana: “Bugün dünkünden daha mı iyisin?” Evet.
Ve yine sorun: “Bugün, yarından daha mı iyisin?” Hayır.
Hayatımın hiçbir gününü boş geçirmedim. Ufak da olsa, değersiz de gözükse bir şeyler deneyerek ve öğrenerek yaşamaya çalıştım. Evet belki yaşıtlarımla sosyalleşip gezmedim ama… Ama hayatın olağan akışını nasıl yöneteceğimi, doğru ve yanlışı ayırmayı, bir hatayı kabul etmeyi ve o hayatı düzeltmeyi, oturup kalkmayı, doğru konuşmayı, ahlakı ve edebi öğrendim. Oysaki yaşıtlarımla gezerek günümü gün edebilirdim. Sağa sola küfürler saçıp ahlaksız biri olabilirdim. İnsanların duygularıyla oynayan, gönülden gönüle, kapıdan kapıya gezen biri olabilirdim. Ama olmadım.
Daha fazla uzatmaya gerek yok diye düşünüyorum. Çevreniz çok önemlidir. Ama size bir şeyler öğreten hangi kapıyı çalıp içeri girdiğinizdir.

%25 Hayatın Olağan Akışı ve Deneyimsel Öğrenme

Hayatın olağan akışı biraz garip gelmiş olabilir. Ama şöyle düşünün: bugün veya yarın, hatta birkaç dakika sonra neler olacağını tam olarak biliyor muyuz? Cevabınız “hayır” mı? Haklısınız. İnsanlar size bir şeyler söyleyebilir, bir şeyler öğretelim diyebilir. Ama hayatın olağan akışı bunları uygulamanız ve hatta öğrenmediğiniz her şeyi de öğrenmeniz için bir fırsattır. Önemli olan neler duyduğunuz değil, neleri uygulayabileceğinizdir.

%50 Ben, Kendim (Öz-Farkındalık ve Kendi Kendine Öğrenme)

Ve en önemli kısma geldik. Ben ya da sen, sen ya da siz.
Hayatım boyunca bir şeyler duydum, öğrendim, dinledim ve uygulamaya çalıştım. Fakat bana bunları kimse zorla yaptırtmadı. Diyelim ki yaptırttı. Ne fark eder? Siz öğrenmek istemediğiniz bir şeyi öğrenemezsiniz. Bir şeyi öğrenmenin temeli kendinizi öğrenmekten geçer. Bildiğim ve öğrendiğim her şey bugün benim eserim. Çünkü ben o bilgilere değer verdim. Kullandım ve geliştirdim. Bugün oldukça iyi bir insan olduğumu ama her gün yarınki halimden katbekat daha geride olduğumu da biliyorum. İşte “ben” tam olarak bugün ve yarının arasında başlıyorum.
Burada noktalayıp her geçen gün daha geri giderek önde olduğumu sanabilir veyahut sadece bir virgül koyup yoluma devam ederek her geçen gün bugünden daha ileride olabilirim. İşte… Bir insan böyle öğrenir. Duyarak değil, uygulayarak değil, bakarak değil. Hepsini birden yaparak öğrenir.

Sonuç

Bugünkü yazım bu kadardı. Bana ve fikirlerime ayırdığınız vakit için teşekkürler. Dilerim ki kıymetli olduğunu düşündüğünüz ve aslında kıymetli olan vaktiniz boşa gitmemiştir. Eğer zaten değerlendirmeyi bilirseniz, boşa harcamamışsınız demektir.
Unutmayın, ben psikolog veya psikiyatrist değilim. Bu alanda uzmanlığım, diplomam ya da eğitimim yok. Sadece düşünmeyi ve yazmayı seven bir insanım. Bu yazıdaki tüm başlık ve makaleler benim kendi düşüncem ve fikirlerimdir. Sadece o kadar. Kendinize iyi bakın, iyi günler.

Sonraki
No Comment
Yorum Yap
comment url